Kurmes Dernegi Resmi Web Sitesi

Bu ülkede kadın olmanın bedeli ağır

 Dünyanın yarısı, yaşamın ötekisi olan kadınlara erkek egemenliği her ülkede farklılaşan ezme biçimleri üretiyor. Güney Afrika’da Apartheid rejimine karşı mücadele eden kadınlar şimdi de yoksulluk ve AİDS ile mücadele ediyor. Hindistan’da ise etnik, kültürel ve dinsel farklılıklar kadınlara yönelik baskı politikalarında birleşiyorlar.Sınıfsal yapısının feodal geleneksel değerler etrafında şekillendiği Hindistan’da kadınlar çoğu kez ölen eşleriyle birlikte yakıldı. Batılıların sadece filmlerden izleyerek, bilgi sahibi olduğu bu katliam biçim değiştirse de sürüyor. Araştırmalara göre; Hindistan’da her yarım saatte bir kadın tecavüze uğruyor ve her 75 dakikada bir kadın, genellikle yeteri kadar çeyiz getirmediği için yakılarak öldürülüyor. Yılda yaklaşık 15 bin kadın çeyiz cinayetine kurban gidiyor. Birçok kadın kaza sürü verilerek öldürülüyor. 10 bini aşkın kadın ise “namus” gerekçesiyle katlediliyor. Ülkede sıradanlaştırılan kadın cinayetleri ve şiddet tüm farklı kültürlerin ortaklığı.


Cinayetler anne karnında başlıyor

Hindistan’da ültrasyonla bebeğin cinsiyetini tespit eden özellikle alt kastlara mensup ailelerde kız çocukları henüz dünyaya gelmeden öldürülüyor. Kadın hareketinin “Cenin cinayetleri” denilen bu cinayet türü nedeniyle son 20 yılda 10 milyonu aşkın kız bebek salt cinsiyetinden dolayı kürtajla alındı. Kürtajın sağlıksız ortamlarda yapılması nedeniyle de çok sayıda kadın yaşamını yitiriyor. BM Çocuk Fonu’nun (UNICEF) raporuna göre, dünyada genelde her 100 erkek bebeğe karşılık 105 kız dünyaya gelirken, Hindistan’da bu oran 93’e kadar geriledi. Müslümanlar tarafından uygulanan bir gelenek ise başka ülkelerde de sıkça görülen kadın sünneti.

Pembe Örgüt ve ‘sopa’ umut oldu

Hindistan’da tablonun diğer yanında ise kadınların güçlü direnci var. Kadına karşı şiddet, tecavüz ve namus cinayetleriyle mücadele için “Pembe Örgüt” anlamına gelen “Gulabi Gang” adı altında kadınlar biraraya geldi. Pembe-sarı giyen ve sopa ile dolaşan kadınlar zaman zaman biraraya gelerek, erkeklerden korunmak için dövüş teknikleri öğrenmeye başladı. Gulabi Gang’in lideri Sampat Pal amaçlarını, “Bizi hor görenlere ve acımasız erkeklere karşı sözler yeterli olmuyor. Bu nedenle kadınlara kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretiyoruz.” diyor. Gulabi Gang’ın ilk icraatı kadın döven bir polisi dövmek.

Bedenleri üzerinden politikalar yürütülüyor

Ülkesindeki genel durumu “Kadınlar kendine olan güvenleri ile özgürlüklerinin yolunu çizecek” diye anlatan başkent Yeni Delhi merkezli 10 şubesi ve 7 bin üyesi bulunan Hindistan Devrimci Kadınlar Örgütü (India Revolutionary Women Organization - AIRWO) Genel Sekreteri Sharmistha Choudhury de ülkesinde kadın bedeni üzerinde süren değiş tokuş ve sistemli katliamın en büyük sorunlardan biri olduğunu söylüyor. Choudhury’ın dikkat çektiği başka bir nokta ise Hindular ve Müslümanlar arasındaki savaşta diri diri yakılan kadınlar.

Yine de yolunu çiziyorlar

Choudhury, ülkesindeki kadınların yaşadığı sorunları şöyle sıraladı: “Evlenilecek kişinin seçimi küçük bir azınlık için söz konusu. Çoğunluk için ailenin seçtiği ile evlenmek mecburiyeti esastır. Gelenekler ve dolayısı ile toplumsal baskılar ağır bastığı için, yasal değişimlerin pratikte izlenmesi şimdilik çok mümkün değil. Yasalar kadına kısmen hak tanımış ama çoğu yerde özellikle kırsal kesimlerde, gelenekler daha ağır basıyor. Hâlâ kadınlar namusu korumak, temizlemek gibi gerekçelerle özellikle Kuzey Hindistan eyaletlerinde kuma gömülerek ölüme terk edilebiliyor. Bu konuda ciddi bir muhalefetin olması, buradaki gelenek ve göreneklerin uygulanmasını engellemiyor. Sözde namus cinayetleri olarak adlandırılan cinayetlerin bir başka gerekçesi kastlar arası evlenme. Son 5 yıldır bu nedenle birçok kadın öldürüldü.”

İşsiz kadınlar

İş yaşamında kadınların 20 yıl öncesine oranla küreselleşmeyle birlikte ucuz işgücü olarak görüldüğü için daha fazla iş bulabildiğini belirten Choudhury, ancak burada ayrı bir cinsiyetçi sömürünün devrede olduğuna dikkat çekti. Choudhury, “Sendikalaşma hakkı olmayan bu işlerde çalışan kadınların genç ve iyi görünümlü olmaları özellikle tercih ediliyor. İşverene yeterince çekici gelmeyen kadınların iş sahibi olma şansları düşük. Bu anlayış medya ve büyük şirketlerce yayılıyor. Kadınlar, ev dışında var olmak için mücadele ediyor. Bu mücadele Hindistan’da kadın özgürleşmesi açısından büyük çapta bir hareketlenmedir” dedi.

Mücadele için fazla nedenimiz var

Bu gelişimin içinde sömürüyü barındırmakla birlikte kadınların evden çıkışı için önemli bir etken olduğunu kaydeden Choudhury, özgürlük mücadelesi için Hindistanlı kadınların daha fazla nedeni olduğuna inandığını belirtiyor. Geleceğin kadın devrimi ile şekilleneceğini kaydeden Choudhury son olarak şunları belirtti: “Kadınlar bu süreçte özgürleşme etkilerini ve yaşam tarzlarını tecrübe ediyor. Biz inanıyoruz ki bu tecrübeler, kadının gelecekte özgürleşmesine çok önemli katkılarda bulunuyor. Yani biz kadınlar ilerlemeye, gelişmeye doğru yürüyüşümüzü başlattık. Şimdiye kadar bunu kapitalist ve liberal kurallar çerçevesinde yaptık. Kadınların uzun saatler ve güvensiz koşullarda ve çok düşük ücretlerle, hiçbir yetenek veya eğitim istemeyen işlerde çalışması, kadınların seks işçisi olarak yoğun şekilde kullanılması, bunlar hep kapitalist düzenin getirdiği eksiklerdir. Biz bu düzeni değiştirme başarısını elde edemediğimiz sürece bu eksikliklerle yaşamak zorundayız.”

 

Hindistan

Hindistan’da, değişik ırk, kültür ve dinler birarada yaşıyor. Hinduizm, Budizm, Jainizm ve Sihizmin doğum yeri olmasıyla birlikte Zerdüştçülük, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam hepsi M.S. birinci milenyumda ülkeye gelerek bölgenin çeşitli kültürünü şekillendirdi. Hindistan’da en büyük mücadele İngiliz sömürgesine karşı verildi. Hindistan’ın bağımsızlığa götüren ise ismi ‘yüce ruh’ anlamına gelen Mahatma Gandi oldu. En çok kadınların desteğini alan Gandi’nin milyonları içine alan mücadelesi ile Hindistan 1948’de Hindistan bağımsızlığına kavuştu. Gelecekte dünyanın en büyük güçlerinden biri olarak gösterilen Hindistan feodal-kapitalist sistemin bölge bölge birlikte yaşadığı eyaletlerinden derin bir yoksulluk ve eşitsizlik sistemi ise hala devam ediyor. Yetişkin nüfusun büyük bir kısmının açlık sınırında yaşadığı ülke, kadınlar için ise hem derin geleneksel yapının ağırlığıyla katliam ve ötelemenin yaşandığı hem de mücadele deneyiminin ön plana çıktığı bir yer.

 

AİDS’ten ölen kadınlar, erkeklerin iki katı

Güney Afrika’da ırkçı Apartheid rejimine karşı mücadelede aktif rol alan kadınlar şimdi ise yoksulluk ve yoksulluğu katmerlendiren ekonomik politikalar nedeniyle AİDS’in pençesine düşüyor. Güney Afrikalı kadınlar başta AİDS olmak üzere birçok konuda dayatılan egemen kültüre karşı mücadelelerini farklı alanlarda ve farklı yöntemlerle sürdürüyor.

Yoksulluk da kadınları vuruyor

Irkçılığa karşı mücadeledeki sembolleşen Güney Afrika’da kadın olmak AİDS oranlarından da anlaşılacağı üzere dezavantajlı olmak anlamın geliyor. HIV, işsizlik, yoksulluk, açlık gibi sorunlar Abankobi Kadınlar Topluluğu’nun (Abanqobi Women Together) verilerine göre ilk önce kadınları etkiliyor. Topluluk üyesi Gloria Sibongize Mtchilibe, ülkesinde kadına yönelik cinsiyetçi uygulamaları şöyle özetliyor; “İşsizlik, Güney Afrika’nın geneli için geçerli olan bu problem kadınları daha fazla etkiliyor. Çünkü genç kadınlarımız mali sorunlardan dolayı okullara girebilseler bile eğitimlerini tamamlayamıyorlar. Bu nedenle işsizliğin yanında eğitimsizlik de ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kırsal kesimdeki kadınlar eğitimsizliklerinden dolayı kendilerini savunamıyor ve temsil edemiyorlar. Tüm bunların sonucu da kadınlar üzerinde ağır baskılar olarak karşımıza çıkıyor. Bu baskılar sadece politik değil, aynı zamanda sadece kadın olduklarından dolayı karşılaşılan baskılar var.”

Gizli sünnet yaygın

Mtchilibe’nin dikkat çektiği bir diğer sorun ise özellikle kırsal kesimlerde kadınların erken yaşta evlendirilmesi. Bu konuda ailelerin belirleyici olduğunu kaydeden Mtchilibe, “Evlilik hem ailenin hem de kadının kendi isteği doğrultusunda oluyor ancak kırsal kesimde söz konusu olan daha çok ailelerin belirleyiciliği. Sünnet uygulaması var. Kimi zaman kadınlar kendi istekleri ile de sünnet olabiliyor. Süreç gizli yaşandığından, hakkında çok bilgi yok. Öyle ki sünnet edilecek kadınlar dağa götürülüyor ve orada kimse tarafından bilinmeyen bir mekanda bu uygulama yapılıyor. Bu konuda yasalarda ne yasaklayan ne de serbest bırakan bir belirlemeye rastlıyoruz. Zorla yapılırsa cezaya tabii ancak eğer şikâyet olursa. Zorlama ile olduğu durumlarda şikayet olasılığı da çok düşük” diye anlattı.

Birinci gündemi AİDS

Mtchilibe’nin ülkedeki kadınlar için en büyük tehlike olarak işaret ettiği ise HIV virüsü. Mtchilibe’de AİDS nedeniyle kızını, iki kuzenini ve bir kardeşini kaybettiğini anlatıyor. Mtchilibe, “Güney Afrika halkı genel olarak aslında bu hastalığın çaresinin bulunduğu ancak siyah nüfusunu azaltmak için bu çarenin insanlara açıklanmadığı görüşünde. İşin başında yer alanda tabi ki ABD. Bu konuda somut bir araştırma yok ancak bir öngörü olarak öne sürülüyor. Sivil toplum örgütleri olarak enerjimizin büyük bir yoğunluğunu buraya ayırmış durumdayız” diye konuştu.

 

Güney Afrika

Batının 15 asırdan sonra keşfettiği geçiş bölgesi olan Güney Afrika uzun yıllar İngilizler ve Fransızların sömürgesi altında yaşadı. Ticari üs ve koloni olarak uzun yıllar sömürge bir ülkede yayılan beyaz ırkçılık Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra her geçen gün ağırlık kazandı ve 1924’te başa geçen General Herzog’un zamanında çıkarılan kanunlarla meşru hale getirildi. General Herzog 1934 senesinde çıkarttığı kanunlarla siyahlara yurttaşlık ve siyasi haklarını ellerinden aldı. Uygulamaya konulan beyaz ırkçıların Apartheid rejimi “Ayrı Tesisler Yasası, Grup Bölgeleri Yasası, Nüfus Kayıt Yasası” gibi üç temel yasaya dayanıyordu. 1980’den sonra Apartheid rejimi toplumsal muhalefetin güçlü mücadelesi sonrasında yumuşama evresine girdi. Nelson Mandela serbest bırakıldı ve Afrika Milli Konseyi 1991 senesi “İktidarın halka devredilmesi için toplu eylem yılı” ilan etti. Aynı sene Apartheid rejimi sona erdi, Hakikatleri Araştırma Komisyonları kuruldu ve buraya mağdur olarak başvuranlardan çoğu kadındı. Bugün Güney Afrika’da 11 resmi dil, Siyah, Beyaz, Renkli, Hintli olmak üzere dört ırk, tüm yurttaşların aktif katılımıyla oluşturulmuş bir anayasa ve iki başkent var.

En yüksek AİDS oranı

Temsili demokrasiye geçmesinin ardında ırkçılığın büyük oranda sona erdiği Güney Afrika’da bütün sorunlar bitmedi. Ülkede süren yolsuzluk ve beraberinde getirdiği yoksulluk, halkın büyük bir çoğunluğunu hâlâ etkiliyor. Yine işsizlik en önemli sorunlar arasında gösterilirken, Güney Afrika’nın günümüzde en büyük sorunları arasında AİDS geliyor. BM AIDS ile Mücadele Programı’nın (UNAIDS) yayımladığı “Küresel Rapor”da, Afrika’nın Sahra altı bölgesinde bu virüsü taşıyan erişkinlerin yüzde 57’sinin kadın ve gençlerin yüzde 75’inin genç kadınlar olduğu kaydediliyor. Güney Afrika’da hastalığa yakalanan 15-24 yaş grubundaki gençler arasında her 10 erkeğe karşı 20 kadın bulunuyor.

kaynak-özgür politika gazetesi